DOĞAÇLAMA – ARMONİK TELEPATİ BİRİKİMLERİN ANLIK DIŞAVURUMU


Bir kadının doğum sancısını duy, bir eylemdeki sloganı, kuşları duy. Bir tel tınlat. Peşi sıra gelen ritmin çığlığına kulak ver, ‘bas’ın cümlelerini irdele ve sorular sormaya başla, kendinden ya da kendiliğinden çıkanlara, seslerde karşılık ara. Aksın gitsin sesler sessizliğe doğru. Zamanın önüne geçebilme cesaretin de arkanda... Yakalamışsan o anı,doğanı açmışsan bu yazıya gerek yoktur artık…

Doğaçlama ( Emprovizasyon), Latince ‘’improviso’’ dan gelmekte. ‘’proviso’’ prova anlamında, ‘’im’’ ise karşıtlık belirtiyor ve ‘’provasız’’ gibi bir anlam beliriyor. Müzik ile ilgili olarak ise, anlık bestelemek anlamında kullanılır. Evet bu tanım oldukça yetersiz gelebilir, zaten kuramsal bir tarafı olmadığından herhangi bir tanımlamada bulunmak oldukça sancılı oluyor. Doğaçlamanın varlığı, uygulamadır. Ayrıca müzik etkinliklerinin içinde en çok yapılanı olduğu halde, en az anlaşılmış olanıdır. Doğaçlamadan türemeyen ya da etkilenmeyen herhangi bir müzik tekniği yoktur.

Doğaçlama sınıra dayanmaktır. Her seslendirme omuz vermektir kapıya, aslında doğaçlama seni sınırlandıranın farkına varmandır.

Kim yapıyor doğaçlamayı?

Aslında herkes. Zaten her gün, her an yapılıyor doğaçlama . Örneğin, bu yazıyı okurken, kelimelere benim yazdığımdan başka anlamlar yüklüyorsun ve eseri kendine göre yeniden üretiyorsun.

Her şeyden önce ( teknik süreçleri, yeteneği falan bir kenara bırakıp) doğaçlamacının özgüven sahibi olması gereklidir. Kendini, özne olmaya hazır hissetmesi, kendinde ve başkalarındaki sonuçların sorumluluğuna hazır olması gerekmektedir. Neticede bir değiştirme- dönüştürme faaliyetidir.

Doğaçlamanın teknik bir çıtası söz konusu değil fakat kişinin kendisini ifade edebileceği kadar tekniğe sahip olması anlatımı güçlü kılar .

Doğaçlamanın tamamen ayaküstü, uçarı, önemsiz, tasarı ve yöntemden yoksun bir şey olduğuna dair söylemlerin ve yaygın kanının aksine, doğaçlama oldukça zihinsel - fiziksel hazırlık ve beceri ister.

Doğaçlamanın belli bir eğitim süreci yoktur. Genellikle dolaylı yoldan öğrenilir. Yani, bir müzik türü içinde çalış biçimi tercihi olarak.. Flamenko, caz gibi türler içindeki kullanılışı buna örnek gösterilebilir.
Günümüzde, halen klasik Avrupa müziğinin büyük kısmı doğaçlamaya kapalıdır. Oysa tarihselo kökleri olan, Bach, Beethoven, Mozart iyi birer doğaçlamacılardı; her ne kadar biz onları partisyona hapsolmuş sanatçılar olarak görsek de…

Teknik anlamda çok iyi müzisyenlerin doğaçlamaya değer vermedikleri oldukça sık görülür. Zıt olarak partisyona hiçbir anlam yüklemeyen pek çok müzisyen de mevcuttur.

Neden doğaçlama?

Sanatın, özgüne gereksinimi vardır. Özgün, biçim dışı değildir ama biçilmişin dışıdır . Aynı zamanda doğaçlama yaparak bireyler kendi ezberlerini de yıkabilir , birikimlerinin getirdiği muhafazakarlığı kırabilir . Müzikte partisyon yoksa, belirlenmişlik de oldukça azdır ve bu kabul görmüş veya dayatılmış biçimlere bir başkaldırı niteliği taşır. Birçok doğaçlamacı müzisyen armoni kurallarına göre çalmaz. Hatta özellikle anarmonik çalışır. Dolayısıyla yanlış diye bir kavram da olmaz çalım esnasında. Zaten bilim ve felsefede de, müzikte olduğu gibi yanlışlar (ya da rastlantılar mı demeliydim?) , hiç farkına varılmayan yeni yolları göstermiştir.

Bir partisyon ile ilgili yapılabilecek olan, onu daha iyi çalmaktır. Ama doğaçlamada, yapılmayan bahis konusudur. Henüz ortaya çıkarılmamış olan… Belki de yapacak olanın bile nasıl bir şey çıkacağını bilmediği, içinde bulunduğu andan etkilendiği, dolayısıyla bu “an” ın müziğe yön verdiği, daha sonra da oluşacak müziğin sonraki duyumlara dolayısıyla duygulara ve nihayet durumlara yön verdiği bir süreçtir doğaçlama.

Doğaçlama, yeniyi arayıştır. Bu eskiyi (kişinin birikimlerini) reddetmeyi gerektirmez. Hatta çoğu zaman eskiyi barındırır. Karşıtlığı vermek için olsa gerek… Bu, doğaçlamanın tüm müzik türlerinin gelişiminde önemli rol oynadığını gösterir.


Doğaçlama- Deneysellik- Dışavurum- Aleatori ( Rastlamsallık)
Kavramların ifade ettikleri birbirine çok benzer olmasına rağmen, kullanımları itibariyle ayrıştıkları noktalar vardır.

Dışavurum (ekspresyonizm) , bir 20.yy sanat akımı olmasının yanı sıra, kişinin iç dünyasının çeşitli araçlarla (yazı, ses, boya…) somutlaştırmasıdır. Bu sanat akımı kişinin hissettiklerine verdiği değer açısından, romantizm akımıyla pek yakınmış gibi görünse de, özünde ayrıdır.

Dışavurumcu sanatçı, hayatın gerçekliğini görmezden gelerek, sahte bir inceliğe, yumuşaklığa, duygusallığa (romantik akım böyle bir şeydir) yönelmez. Fakat dışavurumcu sanat özellikle 1950’lerden sonra ABD’de bir depolitizasyon aracı olarak kullanılmak üzere yaşamdan soyutlanmış , özünden oldukça uzak bir hale gelmiştir .

Deneysellik, yani deneme işlemine açık olmak ise, fiili yapmak, sonucuna göre yeni fiili belirlemek anlamındadır. Örneğin, müzikte doğaçlama esnasında da denenen bir melodinin, çalan kişide oluşturdukları, bir sonraki melodiyi belirleyecektir. Deneysellik aynı zamanda bitmek tükenmek bilmeyen bir tazelik arayışıdır.

Doğaçlama, deneysel bir nitelik taşır, dışavurumun anlık ve provasız olanıdır.

Aleatori (rastlamsallık) ise kelime anlamı olarak zar atmak anlamına gelir. John Cage’nin yaptığı müzik buna örnek verilebilir. Açıklaması oldukça güç ama şöyle denilebilir ki; hiçbir estetik kaygı taşımayan ve kural tanımayan bir müzik yaratmaktır hedef. Rastgelelikle kişi (doğaçlamada olduğu gibi) armonik ve ritimsel kuralları kaldırıyor, dolayısıyla müziğin matematiğine başkaldırıyordu. Aleatori buna binaen, kişinin kendi duygularını ve estetik algısını da müziğin dışında bırakıyor, çalınacak seslerin seçimini rastlantılara bırakıyordu. Bu akım ABD’de bir avant-garde akımı olarak süren bir akımdır .


 

 

 

 

Doğaçlama ve Özgürlük

Öz ün gürlemesiyse maksat, avazı çıktığı kadar bağırması gerek duyguların dışarı çıkmak için. Kendini kendine bırakman gerek ya da kendini edilgenlikten arındırman... Ancak o zaman için dışın samimileşecektir. Büyük bir kavga var hemen önünde, ne kadar görmesen de. Mesele üzerimizdeki keneleri sökmek ise vücuttan ve zihinden, ancak bunun için gerek kendini sıkı tutmak.

Doğaçlama, izleyicisi/dinleyicisi ve icracısı tarafından çoğunlukla özgürlük ile özdeş görülür. Oysa başta da belirttiğimiz gibi, doğaçlama sınırları anlamakta yardımcı olabilir ancak. Örneğin, çalgının teknik sınırları, zihindeki kavramların bilinen kelime veya dilin sınırlarıyla sınırlandırılması, en önemlisi de sanatı belirleyen erkin kısıtları, doğaçlamanın sınırsız özgürlükleri içermediğini gösterecektir.

Son söz – Doğaçlama ne değildir ?

Bir üst yapı kurumu olan sanat, toplumsal yaşamı gittiği yönde hızlandıran bir yapısı var ise de, üretim ilişkileri, sanatın işlevini, niteliğini, değerini belirler. Sanat, büyük ölçüde, üretim araçlarının sahibi olan erklerin kontrolündedir, bilindiği ve içselleştiği gibi . Örneğin, Ortaçağ Avrupası’nda kilise belirleyicidir. Sonra, saray belirleyicidir. İran’da şeriat kuralları belirleyicidir. Bugün iktisadi olarak egemen olan iktidar grubu sanatın belirleyicisidir. En somut belirleyici bugün piyasadır.Tabi piyasanın kendisi değil, sahipleri.


Şunu bilmek gerekir ki, tarih doğudan batıya ilerler. Doğu yaratır, ilişkilendirir, batı ele geçirir, sistematize eder, piyasaya sunar. Doğaçlama da en erken çağlardan beri Asya’da kullanılmaktaydı. Batı, her zaman yaptığı gibi bilgiyi alıp sistematikleştirerek pazara sunmuştur.

Caz, bunun en iyi örneğidir. Bu müzik türünün özellikle 20. yy’ın ikinci yarısından sonraki durumu hiç de doğaçlamanın saf yanını yansıtmıyordu. Aksine, Afrikalı kölelerin müziğinin piyasaya entegre edilmesiydi. Artık, doğaçlama yaşamdan soyutlanmış, salt bir müziksel etkinliğe indirgenmişti.

… Artık çalarken beni takip etme… Şaşırmak istiyorum, bilmemek istemi değil bu, seni anlamak isteğim. Bir süre kendimi hiçleyebilirim senin varlığın için… Çünkü biliyorum varlığın varlığımdır. Zaman var, yeter ki cümleler kur kendinden. İçindeki pisliği de akıt gitsin gitara, o da kirlensin ki, artık aynı yolun yolcusu olsun.

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !